ada kokulu sabunlar

İmroza'nın kokulu adası
Gökçeada - Kaleköy

Ada gerçekten büyük ve dağlara, tepelere serpişmiş dağınık bir yerleşimi var. O nedenle en iyisi arabayla gelmek. Ancak Ada’da, karadaki en özel keşiflerin sadece yürüyerek yapıldığını da unutmamak gerek.

Kuzulimanı’ndan çıkıp, Ada’nın merkezi’ne doğru giden kısacık yolda Ege’nin kutsal zeytin ağaçlarını ve sağdan soldan çıkan keçileri görmek içinizi rahatlatacak. Ada merkezi’nin özensiz, soğuk hali canınız sıkmasın, bir küçük soluklanıp asıl macerayı başlayabilirsiniz. Ada merkezi’ne en yakın ve en eski yerleşim, bugün Yeni Mahalle olarak anılan yer. Dar Ege sokakları, beyaz badanalı ya da taş kaplı, sardunyalı evler, zakkumlu sokaklar her ne kadar adı yeni de olsa eskinin izlerini taşımakta. Merkez’e en yakın denize girilecek yer, 4 km ilerde Yıldızkoy. Küçük bir koy burası ve Sualtı Milli Parkı’nın başlangıç noktası. Koyun bir ayağı Yeni Bademli Köyüne, bir ayağı da Kaleköy’e uzanıyor. Daha büyük plajlar ve koylar daha çok Ada’nın güneyinde ve güneydoğusunda.

Ada’daki deniz, kum, güneş, Ege’nin tanıdık yüzü. Buna bir de rüzgar eklenince, Ada kendini göstermeye başlıyor. Onu kavramak ve anlamak içinse uzu zamanlar yaşamak gerekiyor. Özellikle de, en eski yerleşim yerleri olan köylerinde.

İki güzel koyu yanına, eski Ceneviz kalesi İskiter’i arkasına alan, KALEKÖY, adanın en eski yerleşim yeri ve KALEKÖY’de güneşin batışını seyretmek, ibadet etmek gibi... Ayrıca İMROZA SABUNLARI’nın üretimi de KALEKÖY’de yapılmakta.

“Ada’nın balkonu” diye nam salmış Bademli’den Kaleköy’ü, Kaleköy’ün ardından Thetis’in görkemli sarayını ve sonrasında da bazen görünüp bazen kaybolan, başı bulutlu Semadirek (Samotrake) Ada’sını görebilirsiniz.

Adını aldığı zeytin bahçelerinden geçip, daracık sokaklarında kaybolmak hissini yaşamaya niyetlendiren Zeytinliköy’de, bir kahve içmenin hatırını kırmamak lazım. Kıvrıla kıvrıla çıkılan dar yoluyla, sizi zirvelere ulaştıran Tepeköy, bir masal dağı gibi…

Yakın geçmişe kadar Türkiye’nin en büyük köyü olan Dereköy de bu gün, büyük olan şey hüzün. İnadına ayakta kalmaya direnen eski, boş, yıkık evlere kol kanat germiş koca çınarıyla Dereköy yaşamaya değer.

Boş ve yıkık evlerde herkes kendi hayalleriyle bir yaşantı kurup, sonra onları orada bırakıp döner geriye. Kimisi bırakamaz, ara ara gelip ziyaret eder onları, kimi de bizim gibi onlara yakın olmak için her şeyi bırakıp gelir yerleşir yanlarına.